14 Haziran 2011 Salı

Beni cümlelerimden vurmayın

Beni cümlelerimden vurmayın. Beni vuruyor rakı sohbetlerinde yaz geceleri. Bu yaz güzel kokuyorum, kıştan kalma özlemlerim var çünkü. Kışın şiirler okudum. Canım çok çekti. Rakıya susadım. Bu yaz ben rakı kokuyorum. O şiirlerde akıp giden bir görüntü vardı. Nerede o? Hani masalar kurulacaktı, zeytin dalları, mezeler, rakı kokan beyaz gömlekler. İnceden bir nağme tutturacaktım, kadehimle kahkahalar atacaktım. Saat kaçtı?
Şimdi yine bir rakı sofrasından kalktım. Çimlerin üzerine kurulmuş bir masa, örgü peynirler, yanımda bir hamak, kitaplarım içinde. Ev boş, ışıkları açıyorum geceleri. Masanın üzerinde mumlar var. Rakıyı seven dostlar uğruyor masaya. Bir kadeh getiriyorum onlara da. Özledik diyorlar. Ahh özlemeyi ben anlatayım size diyorum. Anlatamıyorum, bir şarkı tutturuyorum. İnadına bitmeyen, inadına sesli bir gece. Dalıp gidiyorlar. Mutsuz değiller ama yorgunlar. Kışın yorgunluğu var onlarda da. Ya da ben öyle zannediyorum. Herkesi kış mevsimi yorsun istiyorum. Kışın ben bittim. Fişimi çektim.
Denizlere dalıp dalıp çıkıyoruz. Saçlarım öyle uzun öyle uzun ki, onların belime düşmesi de sensin, göğsümü okşaması da. Sen saçlarımsın. Çoksun, incesin, kırılgansın, uçuşuyorsun. Saçlarım nasıl böyle? Bugün saçlarım nasıllar acaba? Toparlanıyor musun? Bir kalemle topladım ben saçlarımı. Hala omzuma değiyor, beni gıdıklıyorsun. Birlikte kikirdiyoruz. Bu kalemler, saçlar, dağınıklık nerede son bulur bilmiyorum. Ama saçlarım çok güzel. Yeter ki beni cümlelerimden vurmayın.
Bunları aşk acısına çevirip işin içinden çıkabilirim ama öyle değil işte. Giden, terk edilen bir şey yok. Acıyı yazmak kolay, sayfalarca anlatırım, canını acıtırım. Ama bu değil. On sekiz yaşındayken ben de “O öyle değil ki.” diye savunuyordum düşüncelerimi. Yirmi beş oldum “Öyle!” deyip geçiyorum. On sekiz miyim, yirmi beş miyim bilemedim. Öyle değil ya da öyle! Anlatacak başka çok şeyim var. Sen tahmin edersin. Bilirsin. Sen her kimsen bilirsin beni.
Ben olmak istemediğim yerleri de sevdim. Alıştım da hem. Hiç ağlayamadım. Kendimi umursamayınca güçleniyorum. Çok gerçek oluyorum. Başka hikâyeler dinledim. Çözüm bulamadım onlara. Dağınık kaldı herkes. Çok üzüldük ama kafalar bozuk kalmalıydı sanki. “Bana ne?” “Ben kim oluyorum?” Anlatamadım kendimi. Bu defterler var ya; onları seviyorum. Yazıların içinde yaşıyorum. Beni cümlelerimden vurmayın lütfen. Bir yazıyı bitirmiş gibi yapıp, günler sonra herhangi bir paragrafından dalıyorum yine. Yazıyorum. Bak bunu sallanan sandalyede yazıyorum. Bir gün ıslak yazıyorum bir gün kuru. Kendimin yanında ben de yanıyorum.
Sıkılıyorum her paragraftan, belki daha iyi bir şey yazarım diye yenisine geçiyorum. Her satır başka bir merdiven. Yol yapıyorum sana doğru. Sen kimsin bilmiyorsun. Ben de bilmiyorum seni. Aşk değil bu. Beni delirtmeyin. Yaz geldi diye bunlar. Kolaya kaçıp aşk acısı çekemem. Sevgilim ben sana hiç aşık değilim. Rakıyı fazla kaçırdım mı bilmiyorum ama yormam seni. Huzursuz hislerim de var ama şimdi ne gerek var. Bu içsel bir dökülüş ama rakımın keyfini kaçıramam. Ahh..sevgilim bayılıyorum sana. Gece üç oldu. Havuzda kimse yok. Şimdi senin için gidip atlayacağım. Derinde birkaç saniye seni düşüneceğim…… Geldim. Saçlarım ölü bir ahtapot gibi bıraktı kendini suya. Sen saçlarımsın. Ölüsün. Ama çok aşığın var yine de. Öyle diyorlar. Sevgilim saçlarımı tarar mısın?  Hey! ben normalim. Olur olmaz biriyim. Durduk yereyim. Anidenim. Ağzında dağılırım. Sıradan sayılırım. Çok sıcakta bayılırım. Kafiyelere gel. Biraz masama eşlik et, öyle git.
Beni cümlelerimden vurmayın. Yola çıkabilirim, onlar lazım bana. Kendime yakışanı giyip gideceğim. Silmeyin cümlelerimi. Son bir bağlı cümle daha. Ördüm cümlelerimi. Örgü sepetler dolusu cümlem var benim, hasırdan sepetler çok güzel kokuyor: Herkes sana aşık olsun istiyorum ama sevgilim ben sana hiç aşık değilim. 
Sevgilim denize girelim mi? Anlatalım suyun içinde. Sarılayım ben sana ıslak ıslak. Biliyorsun ben suyu severim. Dahası da var. Onları da biliyorsun.

3 yorum: